10 Haziran 2013 Pazartesi

Ağaç dikmekle çevreci olunmaz


Kamu yöneticilerinin çevreci sayılabilmeleri için çok sayıda ağaç dikmeleri yeterli değil. Çünkü bir çok yerde mahkemelerin verdiği kararların uygulanması için halkın bizzat direnişe geçmek suretiyle, kamu yöneticileri tarafından alınmayan önlemleri alması gerekiyor. 

Rio Bildirgesi ve Aarhus Sözleşmesi gibi uluslar arası belgelere göre bir yörede çevre ile ilgili bir karar alınırken halkın görüşlerinin karara yansıtılması gerekli. Ama ne yazık ki ülkemizde hiçbir kamu yöneticisi, yaşam alanlarını olumsuz etkileyebilecek bir işletmeye izin vermeden önce yöre halkının görüşlerine başvurmuyor. Karar aşamasında sesini duyurmak isteyen halkın yapabildiği tek müdahale ise ÇED toplantılarının yapılmasını engellemek oluyor.

Var olan koşullarda masum çevreci taleplerin yerine getirilmesi gerçekten mümkün müdür? Eğer mümkünse, çevreye zararlı olabilecek işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak kamu kurumları tarafından mahkeme öncesi aşamada neden gerekli önlemler alınmıyor? Çevreye verilebilecek olası zararları önleme çalışması olması gereken çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci, Türkiye'de neden formalite olmanın ötesine geçemiyor? Son 10 yıllık dönemde getirilen çeşitli muafiyetler aracılığıyla ÇED süreci neden daha da işlemez hale getirilmiştir?  

Anahtar sözcükler

koronavirüs (35) çevre kirliliği (32) Kovid-19 (30) hava kirliliği (24) kanser (24) pandemi (22) iş sağlığı (18) beslenme (14) bulaşıcı hastalıklar (13) kalp hastalıkları (12) pestisid (12) salgın (11) çevrecilik (10) egzersiz (9) içme suyu (9) işe bağlı sağlık sorunu (8) kalp krizi (8) obezite (8) bağımlılık (7) birinci basamak sağlık (7) cinsel yolla bulaşan hastalık (7) iş kazası (7) işçi sağlığı (7) koronavirus (7) çocuk sağlığı (7) aile planlaması (6) aşı (6) diyabet (6) grip (6) gıda güvenliği (6) yoksulluk (6) akciğer kanseri (5) ekonomik durgunluk (5) işsizlik (5) kısırlık (5) meme kanseri (5) rahim kanseri (5) stres (5) ölüm (5) astım (4) besin zehirlenmesi (4) iş güvenliği (4) otizm (4) sağlık finansmanı (4) vitamin (4) zihinsel işlev (4) Bisfenol A (3) KOAH (3) Kuş gribi (3) allerji (3) antibiyotik (3) antidepresan (3) asbest (3) depresyon (3) doğurganlık (3) erken ölüm (3) gebelik (3) iklim değişikliği (3) inme (3) iş gerilimi (3) kent (3) kent sağlığı (3) kollesterol (3) korunma (3) koruyucu sağlık (3) kronik hastalıklar (3) kızamık (3) sağlık (3) sağlık çalışanları (3) tedavi (3) verem (3) yaşam süresi (3) şeker hastalığı (3) ABD (2) HPV (2) MERS (2) Suriye (2) akciğer hastalıkları (2) arsenik (2) ağrı kesici (2) cinsel ilişki (2) cinsellik (2) doğum riski (2) endokrin bozucular (2) eşitsizlik (2) finansal kriz (2) genç (2) gonore (2) hastalık (2) ilaç direnci (2) kondom (2) madde bağımlılığı (2) migren (2) nükleer santral (2) okul (2) prostat kanseri (2) romatizma (2) salmonella (2) sigara (2) sıtma (2) tarama (2) zoonoz (2) çocuk felci (2) üreme sağlığı (2) GDO (1) H7N7 (1) H7N9 (1) SARS (1) akrilamid (1) alkol (1) ambalajlı su (1) aşı karşıtlığı (1) baharat (1) bel soğukluğu (1) benzen (1) beyaz et (1) biber gazı (1) boğmaca salgını (1) cezaevi (1) damar sertliği (1) difteri (1) doğum defekti (1) düşük doğum ağırlığı (1) egzema (1) endometriosiz (1) endometrium (1) enfeksiyon (1) erken doğum (1) erken püberte (1) eroin (1) evde doğum (1) gastroşisiz (1) gelir düzeyi (1) genetik hastalıklar (1) hafıza (1) halı (1) hastane (1) hipotiroidizm (1) ilaç (1) ishal (1) istismar (1) iç ortam kirliliği (1) kabakulak (1) kadın sağlığı (1) kadın ölümlülüğü (1) kahvaltı (1) kahve (1) kan kanseri (1) kellik (1) kentsel dönüşüm (1) klamidya (1) kortikosteroid (1) kuduz (1) kuru göz (1) kuru temizlemeci (1) lenfoma (1) maden (1) meme gelişimi (1) mezotelyoma (1) modern yaşam (1) nanoteknoloji (1) neoliberalizm (1) nörolojik hastalıklar (1) parkinson (1) perflorin (1) psikososyal stres (1) psoriasiz (1) ruhsal sorun (1) silikosiz (1) tek sağlık (1) vaka tanımı (1) yaşlı (1) yaşlı sağlığı (1) özelleştirme (1)