Sayfalar

▼

10 Haziran 2013 Pazartesi

Ağaç dikmekle çevreci olunmaz


Kamu yöneticilerinin çevreci sayılabilmeleri için çok sayıda ağaç dikmeleri yeterli değil. Çünkü bir çok yerde mahkemelerin verdiği kararların uygulanması için halkın bizzat direnişe geçmek suretiyle, kamu yöneticileri tarafından alınmayan önlemleri alması gerekiyor. 

Rio Bildirgesi ve Aarhus Sözleşmesi gibi uluslar arası belgelere göre bir yörede çevre ile ilgili bir karar alınırken halkın görüşlerinin karara yansıtılması gerekli. Ama ne yazık ki ülkemizde hiçbir kamu yöneticisi, yaşam alanlarını olumsuz etkileyebilecek bir işletmeye izin vermeden önce yöre halkının görüşlerine başvurmuyor. Karar aşamasında sesini duyurmak isteyen halkın yapabildiği tek müdahale ise ÇED toplantılarının yapılmasını engellemek oluyor.

Var olan koşullarda masum çevreci taleplerin yerine getirilmesi gerçekten mümkün müdür? Eğer mümkünse, çevreye zararlı olabilecek işletmelerin faaliyetleriyle ilgili olarak kamu kurumları tarafından mahkeme öncesi aşamada neden gerekli önlemler alınmıyor? Çevreye verilebilecek olası zararları önleme çalışması olması gereken çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreci, Türkiye'de neden formalite olmanın ötesine geçemiyor? Son 10 yıllık dönemde getirilen çeşitli muafiyetler aracılığıyla ÇED süreci neden daha da işlemez hale getirilmiştir?